
3.5 yaşındaki oğlumuzu anaokuluna göndermeye karar verdiğimizde çok doğru bir iş yaptığımızı düşündük. Oğlumuza o kadar güvendik ki , okul öncesi oryantasyon derslerine gitmek yerine tatilimizi değerlendirdik.
Bizimle birlikte geçirdiği 15 günlük tatilin sonunda Pazartesi sabahı hepimiz heyecanla okulun kapısına dayandık. İlk giden bizdik ve öğretmenleri ile tanışma , sohbet etme fırsatımız oldu. Yavaş yavaş veliler çocuklarını bırakmaya geldiklerinde , huysuzlanıp gözyaşı döken çocuklara bizde elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalıştık.
Oğlumuz Deniz, ilk günün heyecanı mıdır bilinmez, son derece aktif , uyumlu ve önder bir kişilik sergiledi.
Hepimiz hayret, sevinç ve gurur içerisindeydik. Bizim oğlumuz kimselere benzemiyor ilk dakikadan fazlasıyla uyum sağlıyordu.
İlk iki günün sonunda yavaş yavaş bazı belirtiler göstermeye başladı. Sınıfta hareketsiz (dilediğince koşup oynayamadığı, ortalığı karıştıramadığı) vakit geçiriyor olması , öğretmenleri ile diyalog kurmakta zorlanması yada öğretmenlerin ona her istediği zaman her istediğini yapamayacağını söylemesi problemin başlangıcı oldu.
Bir iki gün daha alışır avuntusu ile ağlamasına , kapris yapmasına karar verdim. Ama öğretmenlerinin ilgisizliği ( belki de aldıkları eğitimde çocuğu yıpratıncaya kadar ağlatmak maddesi vardı) sonunda aynı okula bağlı diğer semtteki anaokuluna yatay ve dikey geçiş yaptık.
Denemek için 09:00 - 13:00 saatleri arasında okulda kalmasına karar verildi. Ağlama krizine girer de durdurulamazsa diye bize göremeyeceği bir mevkide sipere yatılıp, nöbet tutuldu.
Dakika başı ağlıyor mu diye öğretmenlere soruldu, ulaşılamıyorsa telefon edildi.
Pazartesi gününden beri Deniz'in durumunda bir değişiklik olmadı. Bu semtte bulunan okul diğerine göre daha fazla profesyonel eleman barındırdığı ve öğretmenlerin ilgisi 2-3 katı fazla olduğu için , onların dediklerine harfiyen uyuldu.
Bugün Çarşamba ve durumda bir gelişme yok gibi görünüyor. Olaya el koymak bir baba olarak sorunu çözmüş olmak ve herşeyden önemlisi oğlumun yaşadıklarını gözlemlemek adına bugün okula onu ben götürdüm.
Okul kapısına kadar süren araba yolculuğunda vaat ettiğim oyuncakların haddi hesabı olmamasına karşın oğlumun yumuşaması 3 dakika kadardı.
"Okula gidelim ama 3 dakika sonra çıkalım" diyordu. Böylece hem beni kırmamış okula gitmiş hemde oyuncakları haketmiş olacaktı.
Binbir dil döküldü ancak yetmedi ve yine ağlayarak içeriye girdi. Ben yine tam siper mevzideki yerimi aldım, sigaraları birbirine eklemeye başladım.
Arada bir gidip soruyordum ne oldu diye ;
"Sakinleşti, artık ağlamıyor" yanıtını alıyordum. Ancak Etkinlik saat geldiğinde binadan çıkarlarken bizimki yine ağlıyordu. Hem uzakta durup ona görünmemem gerekiyordu hemde ağlamasına , gözyaşlarına tahammül edebilmem.
Sıkıntılı geçen bir saatin sonunda ağlayarak geldi öğretmeni ile birlikte yanıma. Sakinleşti, yumuşadı, sarıldı, öptü, kokladı.
Ödülünü istedi.
Dünyaları istese vermeye hazır olan ben "olmaz , sen sözünü tutmadın" dedim.
Sanki hepimiz verdiğimiz tüm sözleri tutuyormuşuz gibi.
Sonuçta verdiğimiz karar hergün 10:30 - 12:30 arasında okula gitmesi.
Umarım Cehennem Haftası hem oğlumu hem bizi yıpratmadan geçer.
Yada bu senelik okul faaliyeti bizim için biter.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.